Çeşitli Vİdeolar

Loading...

4 Eylül 2007 Salı

hikaye20

VAHYİN IŞIĞI



Osman’dan önce bir katip vardı. Vahyi yazmağa gayret ederdi. Peygamber, kendisine vahiy edilen ayetleri söyledi mi o, hemen kağıda yazardı. Vahyin ışığı, katibe vurunca, gönlüne bazı hikmetler doğardı.
Peygamber de onun içine doğanları aynen söylerdi. O herzevekil, bu kadarcık bir şeyden azdı. Yoldan çıkıp.” Tanrıdan nur alan Peygamber, ne söylüyorsa o söylediği şey, benim gönlümde, o hakikat benim de gönlüme doğmakta” dedi.

Düşüncesinin ışığı, Peygambere vurdu, katibin canına Tanrının kahrı gelip çattı. Hem katiplikten çıktı, hem dinden. Kinlenip Mustafa’ya ve dine düşman oldu. Mustafa “ Ey inatçı kafir! Nur, sendense niçin şimdi kapkara kesildin?

Eğer Tanrı ırmağının kaynağı olsaydın böyle bir kara suyun bendini açmaz, akıtmazdın” dedi. Şunun, bunun yanında namusum bir paralık olmasın düşüncesi, ağzını bağladı. Bu yüzden içten yanıp yakılıyordu. Fakat şaşılacak şey şurası ki tövbe de edemiyordu. Ah ediyordu, fakat ah etmesi faydasız. Kılıç gelmiş, kelleyi uçurmuştu. Tanrı, namusu, ar ve hayayı yüz batman ağırlığında bir demir yapmıştır. Nice kişiler, görünmez bağlarla bağlanıp kalmıştır!

Kibir ve kafirlik, o yolu, o kadar bağlamıştır ki kibir ve küfür sahibi, açıkça ah edemez bile! Tanrı “Onların boyunlarına zincirler vurduk, başlarını yukarı kaldırmışlardır, indiremezler “ dedi. Bu zincirler, bizden dışarıda değil.

“Önlerine, artlarına manalar koyduk, gözlerini perdeleyip örttük” buyurdu. Fakat bu hale uğrayan, önündeki, ardındaki manaya görmez. O dikilen mananın çetinliği görünmez. Çünkü o kişi, kaza ve kaderin tesiriyle kurulduğunu bilmez.

Senin sevgilin, asıl sevgilinin yüzünü örtmekte...mürşidin, asıl mürşidin, sözünü dinlemene mani olmaktadır. Nice kafirler vardır ki din sevdasındadırlar. Fakat namus, kibir, şu bu; onların manaları, halleridir.

Bu, gizli bir bağdır ama demirden beter. Demir bağı, ancak balta kırar...Demir bağı kırmak, kaldırmak ne de olsa yine mümkündür. Fakat gayptan bağlanan bağa kimse çare bulamaz. Bir adamı arı sokarsa tabiatı, derhal o kötülüğü gidermek için uğraşmaya başlar.

Bu da arı sokmasıdır ama kendi varlığından, senden meydana gelmedir. Böyle olunca da gam kuvvetlenir, illet bir türlü geçmez. İçimden bunu açmak, iyice anlatmak geliyor ama ümitsizlik verir diye korkuyorum.

Hayır , ümitsizlenme, sevin o feryada erişen Tanrı’ya feryat et! Ey affetmeyi seven Tanrı, bizi affet! Ey eskimiş nasır illetinin bile hekimi, bizi bağışla! Hikmetin gönlüne aksetmesi o kötüyü yoldan çıkardı. Sen de kendini görme ki bu görüş senden toz kaldırmasın.

Kardeş sana akıp duran hikmet “ Tanrı Abdali’ndendir, sana ariyettir. O kendisinde bir nur bulmuştur ama o nur, padişahların eşiğinden vurmuştur. Şükret, mağrur olma, ululanma, kulak as ve hiç kendini görme. Yüz binlerce ah ki bu ariyet hal, ümmetleri ümmetlikten uzaklaştırdı.

Kendisini, her konakta sofra başına varacak sanmayan kişiye kul olayım. Adamın bir gün evine varabilmesi için bir çok konakları terk etmesi lazımdır. Demir kıpkırmızı oldu ama hakikatte kızıl değildir ki. Bu kızıllık, bir ocağın demire verdiği ariyet kızıllıktır.

Penceredeki cam, yahut ev; nurlanırsa, ışık verirse onu parlak sanma , anla ki parlaklık güneştedir. Her kapı, duvar “ Ben parlağım, başkasının nuruyla parlamıyorum. Parlayan benim” diyebilir. Fakat güneş “Ey ham! Hele ben bir batayım da ne olduğun meydana çıkar” der. Yeşillikler “ Biz kendimizden yeşerdik, sevinç içindeyiz, gülümseyip duruyoruz, ta ezelden beri bu yücelik bizde var” diyebilirler.

Fakat yaz mevsimi, onlara “ Ey ümmetler, ben geçeyim de o vakit kendinizi görün” der. Vücut güzellikle öğünür, nazlanır durur. Çünkü ruh, kuvvetini, kolunu kanadını gizlemiştir. Vücuda der ki: “Ey süprüntülük! Sen kim oluyorsun ki? Bir iki gün benim ışığımla yaşadın: Nazın işven dünyaya sığmıyor? Hele dur, bekle; ben senden çıkayım da gör.

Seni o ziyadesiyle sevenler, mezara tıkarlar; karıncalara, yılanlara gıda ederler. Çok defalar senin önünde ölüme razı olan yok mu? İşte o, senin pis kokundan burnunu tıkar!” Söz, göz, kulak... Hep ruhun ışığıdır. Suda coşan pırıldayan, ateşin parıltısıdır. Canın ışığı nasıl tene vuruyorsa Abdal’ın ışığı da benim canıma vurmakta. Canın canı olan o Abdal’ın ışığı candan ayak çekti mi...Ten, cansız ne hale gelirse o hale gelir. Şunu bil ki, Ben kıyamet günü bu sözüme şahit olsun diye yere baş koyuyorum.

Yerlerin şiddetle sarsıldığı kıyamet gününde bu yeryüzü, insanların hallerine şahit olur. Gizlediği haberleri ap aşikar söyler. Yeryüzü ve dikenler söze gelir. Filozof; kendi fikrince, kendi zannınca bunu inkar eder. Ona de: Sen var, başını o duvara vura gör!

Gönül ehlinin duyguları; suyun, toprağın, çamurun sözünü duyar durur. Filozof, Hannane direğinin inlemesini inkar eder. Çünkü velilerin duygularından haberi yok, onlara yabancı. Der ki: “ halkta sevdanın aksi, birçok hayaller yaratır, onlara gösterir” Halbuki bu fikir, onun fesat ve küfrünün aksidir.

Bu inkar hayali; ona fikrinden, inanışındaki bozukluktan gelmiştir. Filozof; cini, şeytanı inkar eder; fakat inkar eder etmez bir cinin, bir şeytanın maskarası olmuştur. Ey filozof, eğer şeytanı görmedinse kendine bak!( Başını duvara vurup çürütmüşsün, gömgök olmuş) Deli olmadan alın böyle göğerir mi? Kimin gönlünde şüphe, vesvese varsa felsefeye inanmıştır, gizli münkirdir. Bazen dine inanır ama bazı ,bazı da o filozofluk damarı yüzünü kapkara eder.

Sakının müminler; o felsefeye inanış sizde de vardır. Sizde nice sonsuz alimler var. Bütün bu yetmiş iki din ve şeriat sendedir. Senden zahir olduğu gün eyvah haline! Kimde o aykırı inanıştan bir yapracık varsa o günün korkusundan yaprak gibi titrer.

İblis’e cine, kendini iyi adam gördüğünden güldün. Fakat can, postunu ters giyer , içindekini dışarı verirse din ehlinden ne kadar ahlar vahlar çıkar. Dükkanda altın gibi görünen madenlerin hepsi güler. Çünkü imtihan taşı gizlidir.

Ey ayıpları örten Tanrı! Perdemizi kaldırma; imtihan zamanında bize yardım et, bizi kurtar! Geceleyin kalp altın, hakiki altınla yan yanadır. Altın ise gündüzü bekler. Hal diliyle der ki: “ Yalancı, hele bir dur. Herkesin meydana çıkacağı gün bir gelsin!” Lanetlenmiş İblis; yüz binlerce yıl Abdal’ dandı, müminler beyiydi. Naz ve istiğnası yönünden Ademle savaştı, kuşluk vakti kokmaya başlayan pislik gibi rüsvay oldu.

Dünya halkı, Baur oğlu Bel’am’a zamanın İsa’sına mağlup oldukları gibi mağlup ve zebun olmuştu. Ondan başka kimseye secde etmezlerdi. Afsunu, hastalara şifa verirdi. Kendisini beğendiği, ulu gördüğü için Musa ile savaştı. Sonra hali, duyduğun gibi oldu. Dünyada yüz binlerce iblis ve Bel’am vardır ki gizli, açık hep bu hale düşmüşlerdir.

Tanrı, diğerlerine misal olsun diye bu ikisini meşhur etti; Bu iki hırsızı darağacına çekti, yükseltti. Yoksa kahrına uğramış daha nice hırsız var! Bu ikisini aşikare kahredip şöhretlendirdi; yoksa onun kahrıyla ölenler sayılamayacak kadar çok!

Nazeninsin, nazlısın, ama haddince Allah aşkına olsun haddini aşma! Eğer kendinden daha nazenin birisine çatarsan seni yerin yedi kat dibine sokar. Ad ve Semud kavminin hikayeleri ne için söylenip duruyor? Peygamberlerin nazik, nazenin olduklarını bilmen için.

Yere batma, başlarına taş yağma, bir sesle canlarının alınışı...Hep bu vakalar, nefs-i natıka sahiplerinin yücelerini bildirmek içindir. Bütün hayvanları insan için öldür, fakat bütün insanları da bir akıllı kişi için öldür. ( hiç beis yok!)

Akıl dediğin nedir? Akıl sahibinin akl-ı Küll’ü. Cüzi akıl da akıldır ama pek arıktır. İnsanlardan kaçan vahşi hayvanların hepsi, ehli hayvanlara nispetle aşağılıktır. Vahşi hayvanların kanı mübahtır. Çünkü yüce akıldan kaçmaktadırlar. Akılları yoktur. İnsanın emrine uymuyor diye vahşinin yüceliği bu dereceye düşmüştür.

Şu halde ey garip adam! Aslandan kaçan yaban eşeklere benzedikten sonra senin ne şerefin var ki? Eşek, işe yaradığı için öldürülmez. Fakat yaban eşeği olursa kanı mübahtır. Eşeğin kendisini kötülükten koruyan iyiliğe sevk eden bir bilgisi olmadığı halde Tanrı onu mazur tutmuyor.

Ey yüce sevgili! İnsan (akıllı olduğu halde) o nefesten, ( Peygamberlerin, velilerin sözlerinden)kaçar, vahşileşirse nasıl mazur olur?Hulasa oklar ve süngüler önünde kafirlerin kanı mübahtır. Çünkü onlar, işe yaramaktan uzaktırlar. Onların karıları ve çocukları da esir sayılır. Çünkü akılları yoktur, merdut ve aşağılık kişilerdir. Artık bir akıl, aklın aklından kaçarsa akıllılar taifesinden hayvanat zümresine geçmiştir.

9 yorum:

Eren dedi ki...

Selamun aleyküm. Söylediklerinizin içerisinde doğruluk payı olanlar dışındaki diğer herşeyiniz yalandan ibarettir. Bunu da en öncelikli temel olan, Allah-ü Ekber azze ve celle 'nin kullarıyız. Tanrı şüphesiz Alemlerin Rabbi olan Allah'tan başkası değildir. Sadece tek bir tanrı vardır. Kulun tanrı kelimesini telaffuz etmek yerine Allah demeyi tercih etmemiş olması, o kulun yaptığı şeyin ya duyulsun diye, ya gösteriş amaçlı yada fitne ve fesat amaçlı olduğunun bir göstergesidir. Hele ki sözlerine Osman diyerek başlaması, Hz. Osman(radıallahü anh) dememesi, Peygamber demesi fakat Hz. Muhammed(sallallahü aleyhi vesselam) yada Resülullah dememesi, Din hakkında hiçbir bilgisi olmadığının bir göstergesidir. Peygamberimiz(s.a.v) şöyle buyurur:
"Tefekkür etmeden okunan Kur'andan hayır gelmez"
"1 saatlik tefekkür, 1000 rekat nafile namazdan daha hayırlıdır."

Eren dedi ki...

Osman değil Hz. Osman(radıallahü anh)
Peygamber değil Peygamberimiz(sallallahü aleyhi vesselam) yada Resulullah(aleyhisselatü vesselam)
Tanrı değil Allah
Tanrı değil Allah
Tanrı değil Hz. Allah-ü Ekber Azze ve Celle
Şüphesiz Tanrı zaten bir olan Allahtır. Tek Tanrı vardır O da Allah'tır. Fakat Allah'ın kendi isminin üstünde olan başka bir isim yoktur. Ona dua ederken, Kendi isimlerini kullanmamızı ister. Öyle dua edin der vereyim der. Rahman, Rahim, Alim, Zülcelali vel İkram, Semi, Baki ve diğerleri.

Önce bunları benimse ve Hz. Mevlana(kutdisesirruh) hazretlerinin ismini kullanarak ta insanları fitne ve fesada sürükleme. Birşey biliyorsan önce kendinde uygula ve kafa karıştırıcı yazılar yazma. Evet Kafirler hakkında söylediklerin doğru. Gerçekten de Kafir kişi doğru yoldan çıkmıştır. Ama senin yazdığın yazılarda pek akıllıca yazılar değildir. Peygamberimiz şöyle buyurur:
"Mü'min, zekidir."

Siz zeki değilsiniz, o halde siz Mü'min değilsiniz. Yazdığınız bu yazı 5 yıl önce olmasına rağmen bu yazıyı buraya yazmamın sebebi, olurda bu yazınızı biri okurda size tabi olur korkumdandır. Bu yorumumum da blog yazarı tarafından konulmasını rica ederim. Çünkü demokrasi, özgür düşünce ve had aşana karşı duruş ve savunuşla asıl benliğini yaşatır.

Uğur Doğan dedi ki...

@Eren
Bu Mesnevi'den alınmış bir hikayedir ve Hz. Mevlana'nın bizzat kendisinin yazdığı güzide bir eserdir. Senin zannetiğin gibi başkasının yazdığı bir eser değildir. Mümin zekidir halbuki. Siz gösteriş ve riya peşinde olduğunuzdan bir de utanmadan Mevlana'yı eleştirmişsiniz. Hz. Mevlana "Osman" dediyse öyle denilebileceğinden, Peygamber dediyse öyle denilebileceğinden, Tanrı dediyse yine öyle denilebileceğindendir.

Eren dedi ki...

Sen ne akılsız birisin. Ya cahilsin ya münafık. Sen benim ne olup olmadığımı bilmeden bana gösteriş ve riyadan bahsediyorsun. Hz. Mevlana hazretleri, tanrı demezdi Allah derdi, sen Hz. Mevlanayı siper edip kendi fitnelerini yaymaya çalışan birisin apaçık. Bekle. Bizde beklemekteyiz. 10 yıl içinde ALlah nasib ederse yahudilere savaş açıcam. O zaman size böyle konuşma platformu kalmayacaktır. Dünyada harb olacak inşallah. O zaman senin takvanı göreceğiz. Bakalım kim gösteriş ibadeti yapıyor kim riya yapıyor kim fitne çıkartıyor. Yakında göreceksin.

Uğur Doğan dedi ki...

Güzel kardeşim, Mevlana "Tanrı" demezdi demişsin, ama yukardaki yazı Mevlana'ya ait ve "Tanrı" demiş.

Eren dedi ki...

Ben senin kardeşin değilim. Ben müslümanların kardeşiyim. İnşallah sende müslüman olmuşta bunu bana söylemişsindir. Ben ne diyorsam onu alın artık. Mevlana Tanrı dememiştir. O Allah demiştir. O Ahirete göçtükten sonra kaynaklarını ele geçirenler, sözlerini değiştirmişlerdir. Bunun ispatı şudur. Bir kul Allah'a Tanrı diyerek böyle yakın olamaz. Evet Allah'tan(c.c) başka Tanrı yoktur. Fakat Resulullah(s.a.v)Allah'a Tanrı diye hitap etmemiştir. Allah'tan başka Tanrı yoktur demiştir. Benimle münakaşaya girmeyin. Kendimi övüyorum zannetmeyin. Ben Hz. Ali(r.a) ile beraberim. Ben tüm Sahabe(r.a) lerle beraberim. Ben tüm Peygamberlerle(a.s) beraberim. Ben tüm Meleklerle(a.s) beraberim. Ben Allah(c.c) ile beraberim. Sizde böyle olabilirsiniz. Çünkü Peygamberimize Cennette filancayla birlikte olabilecekmiyim sorusuna karşılık Resulullah(s.a.v)
"Kişi, sevdiğiyle beraberdir" buyurmuştur. Bende bu saydıklarımı seviyorum ve onlarla beraberim. Şunu da unutmayın Resulullah(s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Beni sevmek, emrettiklerimi yapmakla men ettiklerimden kaçmakla olur. Allah'ı sevmek, emrettiklerini yapmakla yasakladıklarından kaçmakla olur."

"Rabbim seni çok seviyorummm" diyip iç geçirmekle ve insanı sever gibi bir hisle Allah sevilmez. Emrettiklerini yap yasakladıklarından kaç ki Allah'ı sevebilesin. Zaten Resulullah'a karşı sevgi çokça azalmıştır şu zamanda. Ama bekleyin, siperlerinizi alın. Ya bana katılın yada evinizde oturun :)

Uğur Doğan dedi ki...

O zaman şeytanın kardeşi çıktın. Senin akli dengen yerinde değil. Git bir doktora görün.

Enes Gören dedi ki...

EREN DENİLEN LAF ANLAMAZ CAHİL YOBAZ LA BOŞUNA TARTIŞMAYIN.MAALESEF GÜZEL DİNİMİZ BÖYLE BEYİNSİZLERİN YÜZÜNDEN BATIL HURAFELERLE DOLDU. TALHA

askarya dedi ki...

Mesnevi nin asli farsça dır. Huda gecer mesnevide. Farsça Türkçesi Tanrı dır. Türkler müslüman olduktan sonra yaptıkları kuran tercumelerinde tanrı denir. Kuran hadis ve diğer kaynaklarda Allah in binden fazla ismi vardır. Allah cc Türkçe bilmiyormu. Türkleri hor ve hakirmi görüyor. Mevlana Ahmet Yesevi Yunus Emre Hacı Bayram Akşemseddin binlerce Türk din ulusu Tanrı demiş. Sen Ömer İbni Abdülaziz gibi Allh tan berat mi aldın Tanrı denilmez diye? Sen Hz. Ali yi öldürüp bunu din için yaptığını söyleyen haricilerden olmalısın.